insan ne ile yaşar
12/9/2008 ·
Simon ne evi nede kendine ait toprağı olan bir kunduracı. Karısı ve çocukları ile kulübede yaşıyordu. Emek ucuz ekmek ise pahalı…
Bir gün Simon koyun postu almak için köye gidecekti. Köye gitti ve koyun postunu satın alacağı kişi evde yoktu. Simon geri dönmeye koyuldu. Geri dönerken Türbenin arkasında oturan çırıl çıplak adamı gördü. Orada oturan adam Mihael yani Allah tarafından cezalandırılan melekti. Simon önce korktu ve görmemezlikten geldi. Sonra içine bir kurt düştü geri döndü. Adamın üstünde herhangi yara,bere yoktu. Adam oracıkta yaslanmış oturuyordu. Mihael gözlerini açtı ve Simon’un yüzüne baktı. Bu bakış Simon’un adamı sevmesine yetti. Simon üstündeki birkaç parça eşyayı Mihael e verdi ve ikisi beraber evin yolunu tuttular.
Eve geldiklerinde Simon’un karısı Matryona kızgındı. Eve bir dilenci getiriyor diye sinirlenmişti. Üstelik üstünde Simon’un eşyalarını görünce siniri iki katına çıktı. Matryona Simon’u yanına çağırdı ve konuştu. Simon birden itiraz etti.
“Neden ön yargılı davranıyorsun? Önce adama sor neyin nesisin diye! ” dedi. Matryona dahada öfkelendi. Ardından yemek yediler. Matryona Mihael e yemek verdi ve Mihael gülümsedi,yüzünde bir nur açığa çıktı.
Simon adam hakkında herhangi bir bilgi hala bilmiyordu. Sabah uyandığında ilk işim ona soru sormak olacak dedi ve uyudu.
Sabah olduğunda Simon kalktı Mihael hala uyuyordu. Simon un sesine birden uyandı. Simon ona ne iş bilirsin dedi. Ve o hiç bir iş bilmem dedi. Simon birden şaşırdı. Öğrenmek istiyormusun dedi ve İnsanlar çalışır, bende çalışacağım dedi. Simon sonra adını sordu ve Mihael dedi. Mihael kendi hakkında en ufak birşey bile söylemedi.
Ardından Simon Mihael’i Kundura dükkanına aldı ve çalışmaya başladılar. Mihael işi 1 ayda öğrenmesine rağmen Simon’dan daha güzel işler yapıyordu.
Bir kış günü Simon ve Mihael çalışırken kızağa koşulmuş üç atın çektiği, zilleri olan bir araba kulübelerinin önüne geldi. Merakla pencereden dışarı baktılar. Kürk paltolu biri arabadan indi. Matryona yerinden fırlayıp kapıyı hemen açtı. Simon ayağa kalktı ve beyefendi ye selam verdi. Ve şaşkın şaşkın ona baktı.
Beyefendi yardımcısından deriyi getirmesini istedi. Ve Simon’dan onun için bir çizme yapmasını istedi. Bir yıl giymek istediğini , ne şekli bozulsun ne dikişleri sökülsün isteyen bir çizme yapmasını istedi. Simon kızgın adamı görünce korkmuştu ve yavaşca Mihael e işi alıp almaması gerektiğini sordu. Mihael evet al dedi. Ve Simon beyefendinin ölçüsünü aldı. Beyefendi diz kısmını dar yapmamasını istedi. Beyefendi Mihael’e ona iyi bak dedi. Bu çizmelerin 1 yıl dayanmasını istediğini söyledi. Mihael oraya baktı ve tekrar gülümsedi yüzünde nur açığa çıktı .
Mihael ve Simon işi yapmaya koyuldu. Fakat Mihael çizme değil Terlik yapmıştı. Simon aniden bağırdı Ne yaptın diye. Aniden beyefendinin yardımcısı içeriden girdi. Beyefendinin karısı çizmeler için göndermişti. Ve artık o çizmelere ihtiyacı olmadığını, beyefendinin öldüğünü söyledi. Buradan ayrıldıktan sonra eve kadar bile yaşamadığını söyledi. Mihael ardından deriden artakalanları topladı,sardı yaptığı hafif terlikleri birbirine vurup önlüğüne sildi sonrada onları deri paketiyle birlikte uşağa verdi.
Ve birgün ikisi dükkanda durarken bir kadın ve iki çocuk geliyordu. Mihael onları görünce yine gülümsedi ve yüzünde nur açığa çıktı. Kadın içeriye girdi ve iki kız için baharlık deri ayakkabı yaptırmak istediğini söyledi. Ve ardından Simon’a hikayeyi anlattı.
…
Simon Mihael e sordu “Yüzün neden ışıldıyor neden 3 kez gülümsedin ? ”
Ardından Mihael cevap verdi “Çünkü cezalandırılmıştım. şimdi Allah beni affetti. Bu yüzden ışıyorum ve üç defa gülümsedim nedenmi ? Çünkü Allah beni 3 hakikati öğrenmem için Dünyaya yolladı. .” Simon tekrar sordu. “Neden Allah seni cezalandırdı?” Ardından Mihael tekrar cevap verdi ” Çünkü ona itaat etmedim. Allah beni o annenin ruhunu almak için Dünyaya göndermişti. fakat Mihael acımıştı anneye. Çünkü o çocukları emzirecek kişi yoktu. Ve ben annenin ruhunu almadım tekrar semaya erdim. Ardından Allah beni cezalandırdı.”
Simon ve Matryona heyecanla onu dinliyordu. Matryona’nın içi öylesine ferahlamıştı ki… Ardından Simon sordu ” Neymiş o üç hakikat?”
Mihael cevapladı ” Allah’ın bana söylediği ilk soru şuydu. ‘İnsanın kalbine ne hükmeder?’ ve anladım ki insanın kalbine sevgi hükmeder. ikinci soru ise ‘İnsana ne verilmemiştir ? ‘ İnsana kendi ihtiyaçlarının bilgisi verilmemiştir. ve üçüncü soru ise ‘İnsan ne ile yaşar?’ ve anladım ki İnsanın elinde hiçbirşey olmasa bile Allah sevgisi olsun yeter. Yani insan Allah’a inanmadan yaşayamaz…
Yorum (yok) Yorum yaz!
kendini arayan adam
12/9/2008 ·
Toros Dağlarında Başlayan Sohbet
Toros Dağlarına tırmanıyorduk. Öğle namazı geçmek üzere olduğu için acele ediyor ve otobüsün mola vermesini bekliyorduk. Şoförün bu işe pek niyetli olmadığını anlayınca, yerimden kalkarak öne doğru ilerledim.
"Kaptan" diyecektim. "Namaz kılmak istiyorum, yakında duracak mıyız?"
Henüz şoföre doğru birkaç adım atmıştım ki, arkadan müthiş bir patlama duyuldu. Araba, sağ sola yalpalayıp şarampole girmiş, yolcular ise korkudan ayağa fırlamıştı. Kendimizi bir panik havasında dışarı attık.
Otobüsün arka tekerleri patlamıştı. Hem de ikisi birden.
Şoför, büyük bir şaşkınlıkla:
"Vallahi" dedi, "ben on beş yıldır bu işi yapıyorum, arabanın iki arka tekerinin birden patladığını ilk defa görüyorum. Hayırdır inşaallah, işimiz uçun süreceğe benziyor."
Bu hâdiseyi daha sonra kıymetli bir büyüğüme anlatınca:
"İyi ki otobüs infilak etmemiş" dedi. "Tekerler o küfrün ağırlığına nasıl dayansın? elbette patlar."
Yolcuların çoğu Torosların nefes kesen yeşillikleri arasına dağılırken, ben de abdest almak üzere ilerideki çam ağaçlarının altından akan billur gibi suya koştum. Ciğerlerime dolan ter temiz orman havasının ve dağlarda kuş cıvıltılarının tesiriyle âdeta büyülenmiştim.Namazımı kılar kılmaz "o adam"ı aradım.
Büyük bir çam ağacına yaslanmış dinliyordum. Yüzünde yorgunluk ifâdesi değil de, dâvâsına hizmetin lezzeti okunuyordu.
Yanına yaklaşarak selâm verdim. Gayet samimi ve sıcak bir tavırla selâmımı aldıktan sonra, büyüçe bir kayayı göstererek:
"Buyurmaz mısınız?" dedi, "birlikte oturalım."
Karşı karşıya oturduk. Tatlı bir tebesssüm ve gözlerindeki pırıl pırıl ifâdelerle bana bakıyordu. Anlaşılan karşısındaki insanlara "candan bir arkadaş" imajını vermekte de son derece ustaydı.
Birşeyler demeye hazırlanırken, benden önce davranarak mesleğimi ve memleketimi sordu. Öğretmen olduğumu anlayınca da:
"Aaaa!" dedi. "Ne kadar güzel. Hayatım boyunca yanıp tutuştuğum bir meslek. İnan ki hocam, yeniden dünyaya gelsem öğretmenliği tercih ederim. Hem de ilkokul öğretmenliğini...
"Bir milleti, çektiği sıkıntılardan kurtarmak ve yeni nesli istediğin yola kanalize etmek için, en ideal bir yol... Çünkü, işin temelindesiniz. Memleket binası, bu temel üzerine inşa edilecektir. Anlıyorsun değil mi? Bu şekilde yeni bir insan tipi meydana getirebileceksin..."
Söylediği çok doğruydu.
Hemen sezdiğim bir başka doğru da, bana iltifatlar yağdırarak tartışmayı istediği mevzuya çekmek ve bana kendisini kabul ettirmek düşüncesindeydi.
Bir fırsatını bularak, konuşmasının arasına giriverdim:
"Efendim" dedim, "Sizi aramamın sebebi, otobüsteki sohbetinizle ilgiliydi. İki saati aşan konuşmanızla, yolcuları kendinize hayran bıraktınız. İnsan psikolojisini iyi bilen, son derece kültürlü bir insan olarak da günümüzün meselelerine parmak bastınız. Kanayan yaralarımızın tedavisi konusunda, birçok teklifler ve çıkış yolları gösterdiniz.
"Konuşmalarınızı dikkatle dinledim ve gördüm ki, fikirlerinizi daha çok siyasî ve ekonomik durumlar ile birkatım felsefî mevzular üzerinde yoğunlaştırdınız. Çâre olarak da, marksizmi takdim ettiniz. Ve özellikle, marksizm mevzuunda oldukça kapasiteli bir insan olduğunuzu ispatladınız. Elbetteki böyle çok boyutlu bir insandan istifade etmem lâzım geldiğini anladım ve kısa da olsa özel sohbet etmek için yanınıza geldim."
Karşımdaki "o adam", benim bu küçük iltifatımdan hoşlanmıştı. Bana doğru eğilerek:
"Genç hocam" dedi, "sizlere yardımcı olmak, beni son derece mutlu kılar. Eğer benden açıklamamı istediğiniz bir husus varsa, çekinmeyin sorun. Bilgi dağarcığımı, istikbâlimizin garantisi durumunda olan siz gibi öğretmenlerimize bir defa değil, bin defa sererim."
İşin başında, mevzua nereden ve nasıl gireceğimi pek kestirememekle birlikte, sohbetimizi imânî konulara çekmek istiyordum. Çünkü, karşımdaki "adam"ın şuurlu bir marksist ve kendi şahsında ileri derecede söz sahibi birisi olduğunu anlamıştım. Konuşmalarında, her ne kadar âyet ve hadislerden bahsettiyse dahi, bunu benimseyerek değil, karşısında bulunan yolcuların dinî duygularından istifade için yaptığı, her halinden belli olmaktaydı.
Büyük bir inanç boşluğu içinde olduğunu hissettim "o adam"a, önce Allah'ın varlığını ve diğer imânî meseleleri, akla yatkın ve ilmî metotlar içinde anlatmalıydım. Ekonomik ve felsefî hususlar bundan sonra konuşabilirdi. Çünkü inanmayan bir adama Allah'tan ve Kur'ân'dan bahsetmek hiçbir fayda vermeyecekti.
Bu noktadan hareketle benden soru sormamı ve herhangi bir konuda bilgi istememi bekleyen "o adam"a dönerek:
"Efendim" dedim. "Toparlayabildiğim kadarıyla konuşmamızda hep geniş dairelerin genel problemlerinden bahsettiniz. Bütün dünya... Bütün insanlık... Siyasî ve ekonomik mevzular... Genel dertler ve çâreleri...
"Halbuki ben, uzak ve geniş meselelere önce yakınımdan başlamak istiyorum. Meselâ kendimi bilmek, tanımak, taşıdığım gizli ve açık sırların önemini kavramak ve hareket noktasını kendi içimden tesbit etmek istiyorum. Yıllar yılı bu konuda kafamı kendi işgal eden birçok sorularım olmuştur. Doğrusunu isterseniz açık ve net bir cevap alamadım. Belki siz, bu sorularıma bir çıkış yolu gösterebilirsiniz."
Yine başını tebessümle sallayarak sorumu beklediğini ifade edince, konuşmamı sürdürerek:
"Ben kendimden başlamak istiyorum," dedim. "Sizce insan nedir? Mahiyeti ve sırları neyi göstermektedir? Bir türlü sırlarına ulaşılamayan bu dev muamma niçin vardır? Ve varlığı neye bağlıdır? Bu varlığın tercihini kim yapmıştır? Bu soruların cevabını yıllardır düşünmeme rağmen bir türlü içinden çıkamıyorum. Beni bu konuda aydınlatın lütfen. Çünkü sizin gibi kapasiteli bir insana bir daha rastlayacağımı zannetmiyorum."
Karşımda oturanı "o adam"ın birden ciddîleştiğini gördüm. Bakışlarındaki o tatlı pırıltı bir anda silinerek donuklaşmıştı. Herhalde böyle bir soruyu hiç beklemiyordu.
Bir müddet geçtikten sonra:
"Doğrusu bu konuyu bugüne kadar hiç düşünmemiştim" dedi. "Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce insan nedir?"
Konuyu istediğim noktaya çekince biraz rahatlamıştım.
"Efendim" dedim. "Bu konuyu merak edince, tabi ki kendi çapımda bir araştırma yaptım. İlmine ve kütürüne inandığım yakın bir dostuma da bu mevzuu açmıştım. Faydalanmam için bana bir kitap vermişti. Okudum. İçinde çok önemli konular bulunuyor. Ancak dili biraz ağırca. Bir kısmını tam anlayamadım. Siz, oldukça kültürlü bir insansınız. Ve Osmanlıca kavramları da herhalde iyi biliyorsunuz. O kitabın anlaşılmayan yerlerini size okursam, bana izah eder misiniz?"
"Gayet tabi hocam" dedi. "Kitap üzerinizdeyse buyurun. Elimden geldiği kadarıyla size yardımcı olmaya çalışırım. Böylelikle, sizin olduğu kadar benim de merak ettiğim bir konuyu öğrenebiliriz."
Ceketimin iç cebindeki kitabı çıkardım.
Kitabın adı, Meyve Risalesi...
"Altıncı Mesele"yi açtım.
Yorum (1) Yorum yaz!
imam
12/9/2008 ·
Cami imamı Abdullah hoca , resmi işlerini yaptırmak için nufus müdürlüğüne gider.
Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.
Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim 'fesuphânallah' lar,estagfirulla h'lar cektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe:
[i]CEN.NET CAFE
Cafe işleten delıkanlıya:
- Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?
- Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim.
Abdullah hoca başlar beklemeye. Boylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline.
Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır.
Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur.
Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan cikamiyorlarsa, ayrı telden ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir 'fesubhanallah'
Bir 'fesubhânallah' daha çeker ve:
- Ahir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine
Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur.
En azından bu da bir hürmet ifadesidir. 'Aferin' derken içinden, hayflanır, istemeden:
- Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.
Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:
- Delikanlı sana bir ş ey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?
- Buyurun amca, ne soracaktınız?
- Sen Allah'i bilir misin?
Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği joleli saçları, her baktığında bir 'fesuphanallah' daha çektiği sakal şekliyle
bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır.
Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:
- Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca?
Hayretle sormaktan alamaz kendisini:
- Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah'ı, bana bir anlatır mısın?
Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:
- Bu bilgisayar ile biliyorum amca.
- Bunlarla mı? Pek anlayamadım.
- Bu bilgisayarları n varlığı benim nazarımda Allah'ın varlığının en açık delillerinden biridir.
Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca,böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir.
Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını,
mutlaka birisi tarafindan yapılmış olduğunu söyler sana.
Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki:
'Bu alet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.'
Darwin bile 'çüş lan deve' der.
Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:
- Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam , onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince
kıvırıveriyor değil mi evlâdım?
- Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor.
Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur;
Yani bir anlamda da farzi muhal buranın tanrısı benim.
Bazen oy un oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor.
Hemen yakaliyorum onları. 'Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle?
Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz?
'Paramız yok abi! ' derlerse; 'Yok öyle yağma! ' deyip cezalandırıyorum.
Internet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camları silip tuvaleti temizlettiriyorum.
Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana?
Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı?
Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?
- Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah'ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin?
-Ben Allah'ı hiçbir şeye benz etmeden bilirim amca.
- Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım? Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:
- Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler.
Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka.
Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır.
Kamerası vardır, ses düzeni vardiır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır.
Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti.
Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu.
Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi.
- Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?
- Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum.
- Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım.
- Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca:
Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş.
Ben de gönlümde sadece O'na ve sevdiklerine yer vermeliyim,
O'nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım.
İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O'nu soylemeli, O'nu anlatmalıyım.
Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu
O'nun yolunda eskitmeliyim. Benim bildigim bundan ibaret.
- Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!
- Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki!
Gidilecek yolu bilmek ayrı, usuluyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey
Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse,
Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virusunu aktif hale getiriyor.
Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir antivirus programı bulmam lazım belki de..
- Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: NAMAZ
- Eveeet amca, NAMAZ anti-virus programlarından birisidir. Hayat sistemine kurup, gunde beş kere da bağlanırız
Böylece sürekli güncellenir.[/i]
Yorum (yok) Yorum yaz!
beyşehir
5/6/2008 ·
Yorum (yok) Yorum yaz!
evimin gülleri
5/6/2008 ·
Yorum (yok) Yorum yaz!
Saç dökülmesi ve saçkıran
10/5/2008 ·
Saçlarınız dökülüyorsa hakiki zeytinyağıyla saçınıza masaj yapın ve buhara tuttuğunuz sıcak havluyla sarın yarım saat veya kırkbeş dakika bekletin sonra yıkayın. Saçların dökülmesi azalıp canlanacaktır.
Saçkıran için sarımsak kullanın. Birkaç diş sarımsağı havanda ezip o bölgeye sürün bekletin.Hergün deneyin.Bir hafta içinde saçlar yerine gelecektir.
Yorum (yok) Yorum yaz!
Tül Perde Temizliği
10/5/2008 · Kategori: PRATIK BILGILER
Perdelerinizi yıkarken makinenize yumuşatıcı koymayın. Perdeleriniz daha canlı ve diri kaldığını göreceksiniz.
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Çaydanlık Temizliği
10/5/2008 · Kategori: PRATIK BILGILER
Çaydanlığınızda eğer kireç birikimi oluyorsa, içini yarısına kadar su doldurun iki yemek kaşığı dolusu limon tuzuyla kaynatın kireç kalmayacaktır. Çaydanlıklarda kimyasal temizleyiciler kullanmayın oldukça zararlı.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Halı temizliği
10/5/2008 · Kategori: PRATIK BILGILER
Halı temizliğinde, durulama suyuna sirke eklerseniz (elma sirkesi) halılarınız ve koltuklarınız daha temiz ve parlak olduğunu göreceksiniz.
Halı lekelerinde ise üzerine soda dökerek biraz bekletin sonra silin. Elma sirkeside direk uygulandığında sonuç veriyor.
Sirke bakterilerin yok olmasını sağlıyor.Kokusundan endişe etmeyin uçucu olduğundan kokusu kalmayacaktır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Baharda panikatak
9/5/2008 ·
Her bahar döneminde panikatak yeniden kapımızı çalıp kendini hatırlatır.
İlkbahar ve sonbaharda bunun normal olduğunu unutmayın. Korkular, takıntılar,iç sıkıntıları, kalp çarpıntıları vs. Bunu yenmenin yolu yanlız kalmamak ve meşgul olmaktır.
Çarpıntı geldiğinde endişeye kapılmadan geçici bir durum olduğunu düşünün. Derin bir nefes alıp tutabildiğiniz kadar tutun ve yavaş yavaş verin. Bunu on kez tekrarlayın.Nabzınız normale dönecektir.
Geçici bir durum olduğunu sürekli olarak söyleyin, beyninize gönderdiğiniz bu komut çok önemli.
Beyninize sürekli korku sinyali yollarsanız bu durumu yıllarca aşamazsınız.
Büyüdükçe büyür korkularınız ve yaşam kalitenizi düşürür, bir şey yapamaz hale gelirsiniz.
Bundan korkmadığınızı , geçeceğini inanmasanızda söyleyin.Gittikçe inanarak söyleyeceksiniz.
Unutmayınki beyne hangi komutu gönderirseniz beyin o görevi yapar.Buna düşünce gücü denir.
Düşüncenizin gücüne inanın. Ben bir yıl da aştım bu sorunu. Kolay olmadı.Tedavi gördüm, ilaç ve terapi. Sonunda yendim. Korkumu aştığım anda bu hastalığı yendim. Şimdi ara sıra bahar aylarında yaşıyorum ama çok kısa. Gelmesiyle gitmesi bir oluyor. Çünkü korkumu beslemedim.
Bu güzel havalarda evde kalmayın, dışarda uğraş bulun, gezin, doğaya çıkın, toprağa basın vs.
Kendinizi dinledikçe hastalanırsınız.
Sağlıklı güzel günler diliyorum. Dostlukla kalın..
Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::

